Film izlemenin içinizdeki duyguları bulmanın görsel bir yolu olduğunu düşünüyorum. İzlerken farklı rollere, farklı cisimlere, farklı bir benliğe bürünebileceğiniz bir akım sinema. Elbette ki sinemayı, filmleri tanımlamak bana kalmadı ancak onlardan duyduğum hislerin çoğunu dünyada göremiyorum. Bu yılda benim en sevdiğim festivallerden birine doğru zaman yaklaşıyor. 15. Düzenlenen !f İstanbul Film Festivali bu yıl da kendisini genişletmeye devam ediyor. 15. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nin programı açıklandı! Festival, 18 – 28 Şubat’ta İstanbul, 3 – 6 Mart arası ise Ankara ve İzmir’i ziyaret edecek. Aslında o filmlerin hepsini izleyeceğim ancak herkes bunu yapmayacağı için sizlere biletleri alırken yada kararsız kaldığınızda yazı tura atmayıp kolayca ulaşabileceğiniz bir liste hazırladım.

Galalar Bölümü

galalar-65-518-3

            Festivalin yıllardır en çok biletlerini tükettiği kısım olan Galalar, evden güzel bir elbisenizi giyip elinizde kokteyl pardon ya ben kendimi direk Gala’da zannettim ancak evdeki halıda yürümeye devam ediyordum. O zaman şöyle yapalım. Siz kafanıza göre giyindiyseniz bu bölümdeki önerilerimden ilkine başlayayım. Öncelikle bu film sizi biraz eskiye götürecek. Eskiye dediysem de o kadar da değil, punk-rock’ın doğuşunda bir genç kız, annesinin sevgilisiyle ilişki yaşamasını defterine ve sesiyle teyibe kaydeden kızımız Minnie’ye animasyonlarında eşlik ettiği filmimizin adı : The Diary of a Teenage Girl.

Geçelim bir diğer filmimiz Tangerine’e bu filmi listenizde en başa yazın ve biletini hemen alın. Filmin içinde geçen diyalogların dile aktarılışının gerçekçiliği harika. Sean Baker’ın üç iPhone 5s kullanılarak çektiği filmin konusu ise yirmi sekiz gün hapis yattıktan sonra dışarı çıkan trans seks işçisi Sin-Dee Rella, erkek arkadaşı Chester’ın onu “gerçek” bir kadınla aldattığını öğrenince çılgına döner ve Hollywood sokaklarında arayış başlıyor.

James White isimli filmimiz biraz dram içerdiğinden film sonrası efkarlanıp bira, rakı içmeye kadar yolunuz görünebilir. Aile sorunlarıyla boğuşan ve kendi yaşamını da biçimlendirmeye çalışan ve kendine zarar vermeye meyilli bir gencin büyüme hikayesi olan filmin kahramanı James White’ın etrafında dönüyor.

Animasyon olarak karşımıza çıkan Anomalisa Charlie Kaufman’ın bir hikayesi. Konferans için Cincinnati’ye gelmiş Michael Stone’un bir gecesini bize anlatıyor. Yalnız ve depresyonda olan karakterimizin karşısına ise Lisa çıktığında tüm işler değişiyor.

galalar-65-500-3

Bu filmlerin dışında Jean-Marc Vallée’nin yönettiği Jake Gyllenhaal ile Naomi Watts’ı buluşturan filmi Demolition, Trey Edward Shults’un yönettiği Krisha’yı ve toprağın kapitalizmle olan gizli savaşını anlatan This Changes Everything’i de kaçırmamanızı öneriyorum.

Gökkuşağı

Kabul etmeyenler fazla olsa da bir gerçek var ki bu dünyanın renkleri bir iki tane değil. Bir sürü renge sahibiz. #direnayol adlı film bu renklerin hayatta olduğunu ve hatırlamamız gerektiğini gösteren çok güzel bir örnek olarak karşımıza çıkıyor. Rüzgâr yakın arkadaşı trans ve LGBT aktivisti Şevval’in belgeselini yapmak isterken hayat onu 2013’ün haziran ayında İstanbul’da Gezi Parkı ve takip eden Onur Haftası’nın ortasında başka bir belgeselin içine sokuyor. Bu yapımı neden en öne koyduğumla ilgili olarak Gezi Parkı’nda barikatların en önünde LGBT üyelerini gördüm. Yaralanan olduğunda yardıma ilk gelenlerden oldular. Yemeklerin hazırlanışında, parkın temizliğinde herşey de LGBT bloktan birilerini görmek mümkündü. Parkın içinde birçoğunuz yoktunuz ancak LGBT’lilerin bir çoğu orada idi. İyiki oradaydınız güzel arkadaşlarım. Neşelendirdiniz. Korudunuz. Bizlere sevgiyi gösterdiniz.

gokkusagi-71-556-3

Nasty Baby’i ise sevecen bir Brooklyn hikayesi gibi başlıyor ancak sonrasında işler tersine dönüyor. Polly bebeği olsun istiyor ama sevgilisi yok. Erkek arkadaşı Mo’yla yaşayan en yakın arkadaşı Freddy onunla bir bebek yapmaya hazır, hatta kendisinden minik bir tane daha olması fikri o kadar hoşuna gidiyor ki, bir sonraki enstalasyonunu bu konuda hazırlamaya başlıyor. Freddy’nin sperm sayısı çok düşük çıktığında ise sıra Mo’ya geliyor ve o da kısa bir tereddütten sonra Polly’ye spermini vermeyi kabul ediyor. Bundan sonra herşey güzel gidiyor diye düşünürken bir süre sonra film bizi ters köşeye yatırmaya karar veriyor. İzlenilesi.

gokkusagi-71-554-3

Grandma diyoruz ancak bu anneanne diğerleri gibi değil. Lily Tomlin’in muazzam bir şekilde oynadığı lezbiyen karakteri ile torunu Sage’yi izlediğimiz filmi Paul Weitz’İn tutkulu bir şekilde komediye uyarlamasıyla listenize eklemenizi öneriyorum. Bunların dışında birde Hindistan yapımı Loev’i kaçırmayın.

 

KEŞ!F

Bu yıl dokuzuncusu düzenlenen festivalin aynı zamanda bir yarışma düzenlediği Keş!f, dünyanın dokuz farklı noktasından özgün dokuz filmi bir araya getiriyor. MA isimle başladığımız bölümde film Amerikan’ın kuzeybatı çöllerinde gezen bir Meryem Ana hikayesi. “Kim erdemli bir kadın bulabilir?” sorusundan yola çıkarak tarihteki mitlerle yapboz misali oynayan yapım birlikte hiç konuşmayarak hareketlerle oynanan bir filmi gözler önüne getiriyor.

kes!f-uluslararasi-yarisma-59-481-3

Notes on Blindness ise bu bölümden kaçırmamanızı istediğim filmdir. Yazar John Hull’un oğlunun doğumundan önce kör olmasıyla hayatındaki değişiklerle başa çıkabilmesini anlatmaya çalışan filmde Hull’un ses kayıtlarıyla kör olmanın nasıl olduğuna doğru bir yolculuğa çıkartıyor.

Bunlar dışında ise İran’da bir öğretmen olarak kadın olmanın hikayesini anlatan Ma dar Behesht ve kürtçe konuşmanın da öğretmenin de yasak olduğu bir kültürel direnişe meydan okuyan Bîranîna Hespa Reş (Kara At Hatıraları)’nı kaçırmayın.

SANAT HAYAT İÇİNDİR!

Sanat hepimizin içinde yorumlanmaya çalışılıyor. İçlerinden farklı figürler çıkmaya da devam edecek. Bu bölümümüze ben Tig ile başlamak istiyorum. Çünkü komedi dünyasını sürekli takip etmeyi ihmal etmiyorum ve komedyenlerin özgürlüğü, gözlemleri de benim için anlamlı. Tig Notaro’nun ikinci derece meme kanseriyle karşılaşması, ünlü oluşunu, yaşadığı aşkı, tedavi sürecine “İyi akşamlar, kanserim ben” demesiyle merhaba diyor olucaksınız. Filmin sonunda onun stand-up showlarını ve mizahını seveceğinizden, merak edeceğinizden eminim.

sanat-hayat-icindir!-61-475-3

Uncle Howard adlı belgeselde Jim Jarmusch’un da büyük yardımları bulunuyor.  Howard Brookner’ın hayatına odaklanan  ve 1989’da AIDS nedeniyle 31 yaşındayken hayata gözlerini yumması. Gay olduğunu korkusuzca açıklayan ilk yönetmenlerden biri olmasının yanısıra birçok önemli figürün yakın dostuydu. Amcası öldüğünde henüz 7 yaşında olan yeğeni Aaron Brookner, kendisini hayal meyal hatırlasa da onun öyküleri ile büyüdü. Eski evinde garajında kutularda duran kutuların, onun 300 makaradan oluşan film arşivi olduğunu fark ettiğinde de bu keşfini önemli isimlerle paylaştı.

Patti Smith’i sevenimiz çoktur peki onun hayatına en büyük etkilerden biri olan Robert Mapplethorpe’u es geçebilir miyiz ? Hayır. 1989 yılında AIDS’ten ölen sanatçı hakkında yapılmış hayatının her yönünü inceleyen bir belgesel olarak karşımıza çıkıyor. Mapplethorpe: Look at the Pictures adlı yapımı kaçırmayın.

Bir deli düşünün sinema perdesinin önünde havalı olmanın ne demek olduğunu gösteren düşündükleri ve uyguladıklarıyla yuh sesleri almayı göze alarak gerçekleri ülkenin en büyük festivallerinin birinde gözler önüne seriyor. Bu adamın adı Marlon Brando. Onun en sarmaşık ruh halleri, daha önce gün yüzüne çıkmamış ses kayıtları ve arşiv görüntüleri, Max Richter’in müzikleri ile sizleri sarsacak bir belgesel Listen to Me Marlon.

sanat-hayat-icindir!-61-472-3

AŞK & BAŞKA Bİ’ DÜNYA YARIŞMASI

Kim bizim önümüze çıkabilir ? Kim bize emirler yağdırabilir ki ? Olmaz. Bu olgulardan uzaklaşarak oluşturmaya çalıştığımız benliğimize izin verilmesinin bir sonucu bu bölüm.

 

When The Earth Seems To Be Light, bize aydınlık olduğunda dünyanın nasıl işleyebileceğini Sovyetlerin dağılışının ardından Gürcistan’da yaşayan sanatçıların, kaykaycı çocukların, müzisyenlerin hikayesine kamerayı odaklıyor. Tiflis’in sokaklarında dolaşan çocuklarımız etrafta dönen olaylara bakış açılarını yaşadıkları evcil hayatı, kendi dünyalarını yaratmada istedikleri özgürlüğü göstermeye çalışıyor.

ask-ve-baska-bi-dunya-63-484-3

“Bu bir savaş! Bura(sı) için… Sizin için… Diyarbakır için!” filmden bir söz. İşte bu söz Bağlar isimli filme kısa bir özet katıyor. Diyarbakır’da yaşanan onca olaya rağmen Bağlar Belediyesi Basketbol takımızla geçirilen üç sezonu görüyoruz. Takımın koçu Gökhan Yıldırım, takımın kurulmasından o bölge içindeki en başarılı takım durumuna gelmesini Diyarbakır’da silah seslerinin yarattığı korkuyla baş etmesine odaklanılıyor. Gündelik yaşamı İstanbul’dan izleyenler için farklı bir bakış açısına dikkat çekecek filmi kaçırmayın.

Yolumuz İtalya’ya düşüyor. Filmimiz Bella e Perduta (Lost and Beautiful) dağda yoksul bir çoban olarak ölen Tommaso’nun vasiyetini gerçekleştirmek için şehre yollanan uşak Pulcinella’yı başrole koyuyor. Görevi ise yavru bizonu kurtarmak olan Pulcinella sarayın içine, sokaklara ve kayıp topraklara olan hikayeyi doğal bir dille anlatılmasını sağlıyor.

ask-ve-baska-bi-dunya-63-487-3

KARANLIK & KÖŞELİ

 

Korkmayı, şaşkınlığı ve yeni yapımları seviyorsanız. !f’in bu bölümü bu yılda sizlerle maceraya çıkmaya devam ediyor. Bu kısmı biraz kısa geçeceğim. İsveç yapımı yönetmen David Sandberg’in başlattığı Kickstarter projesi olumlu sonuçlanıyor ve ortaya bu kült yapım Kung Fury ortaya çıkıyor.

 

Alman yönetmen Achim Bornhak yada takma adıyla AKIZ ile tanınan sanatçının son filmi Der Nachtmahr, Berlinli 17 yaşındaki bir kızın yaşamına gidiyor. Tina adlı kızımız varlıklı bir aileye sahiptir. Ancak bunların dışında bir sorunu var. Bu sorun onun gördüğü bir yaratıkla yüzleşmesinden yola çıkarak kendini arayışını anlatıyor.

karanlik-koseli-67-534-3

Bunların dışında ise Kung Fury ile gösterilecek kıyamet sonrası 1997 yılında geçen Turbo Kid’in yanısıra dünyanın ilk yakuza vampir filmi olarak geçen Gokudou Daisensou (Yakuza Cehennemi)’ni de listenize yazabilirsiniz.

Diğer Bölümlerden Öne Çıkanlar

O kadar çok bölüm var ki içlerinde gezinirken zamanın nasıl geçtiğini anlayamadım. Burada ise kaçırmamanız gereken birkaç farklı filmi söyleyeyim. !f Kült bölümünde yer alan 1969 yapımı Toshio Matsumoto’nun yönettiği Otomatik Portakal’ın ilham aldığı Bara no sôretsu (Güllerin Cenaze Töreni).

!f Özel Gösterimler bölümünden Afganistan üzerinde söz sahibi olmaya çalışan ülkelerin varlığına göz atan Bitter Lake (Acı Göl) ve usta yönetmen Kazuo Hara’nın araştırmaya koyulduğu 1974 yapımı filmi Yuki Yukite shingun (İmparatorun Çıplak Ordusu Hâlâ İlerliyor)’u kaçırmayın.

!f-ozel-gosterimler-70-548-3

!f Oyun bölümünde ise ilk başa bir animasyonla başlamanızı rica ediyorum. Bakemono no ko (Çocuk ve Canavar), Japonya’nın animasyonda rakiplerine fark attığının güzel örneklerinden yönetmen Mamoru Hosada’nın bir çocuğun annesinin ve babasının yokluğuyla baş etmeye çalışırken kendini başka bir evrende dövüşçü Kumametsu’nun çırağı olarak bulmasını anlatıyor. Mænd Og Høns (İnsanlar ve Tavuklar), bize iki kardeşi tanıtarak hikayeye başlıyor. Bu garip karakterler eşliğinde absürd bir filme hazır olun. Just Jim(Sadece Jim), lisede etrafında kayıp bir öğrenci olarak farkedilmeyen Jim’in köpeğinin de kaçmasının peşinde okula yeni başlayan Amerikalı yakışıklı ve havalı bir çocuk Dean’le yakın arkadaş olmasıyla hikayenin terse dönmesini anlatıyor.

Men-and-Chicken

Türkiye’de olan biten filmleri kendi sıcaklığıyla sunmayı amaçlayan !f Ev bölümünde ise bu yıl şunlar var : Hepimiz ah kedi olsak demişisizdir. Siz demediyseniz ben dedim. İstanbul’da yaşayan ve her ana neşe, sevgi ve oyun katan KEDİ Ceyda Torun’un yönetmenliğinde aktarılıyor. Meral, Kızım bu iki yapım bir arada gösterilecek. Filmde Meral’in geçirdiği bir kaza sonrası yatağa bağlı kalması konu alınıyor.

!f Başka Haller, bu bölümde Tekerleme, 88:88 ve Counting sizlerin dikkat çekmesini istediğim filmlerden birkaçı. Tekerleme, darbe sonrası ülkesine dönen bir kadının sokaklardaki arayışı, arkadaşlarıyla konuşması üzerinden döneme ufak bir hatırlatma çakıyor. 30 yıl unutulmuş bu filmi siz unutmayın. 88:88, Kanadalı yönetmen Isiah Medina’nın ilk uzun metrajlı filmi, gündelik yaşamda sürekli faturalarla başı dertte olan bizleri erteleme ve ödeme savaşında kendi derinliğine çeken bir yapım. Counting ise Jem Cohen’in bir nevi görsel günlüğü olarak karşımıza çıkıyor. Hem gezdiği şehirlerden görüntüler, hem de kayda aldığı sesler ile öykü tadında bir şiirsellik katıyor.

baska-haller-69-547-3 (1)

!f Music

Bu bölümü sona koymamın bir nedeni var. Müzik benim için önemli. Nasıl yaşıyorsam, nasıl ilerliyorsam, nasıl sözler söylüyorsam bunların arkasında müzik vardır. Müzikte aradığımı bulduğumda, onun beni götürdüğü yerde, kapısının arkasında her zaman farklı bir olgu var. Bu olgulara sadece kulağımı değil kendimi de kaptırıyorum.

ask-ve-baska-bi-dunya-63-491-3

!f Music bölümündeki bütün filmleri izleyin zamanın nasıl geçtiğini bile anlamayacağınıza eminim. !f bu bölüm yerine AŞK & BAŞKA Bİ’ DÜNYA YARIŞMASI bölümüne koyduğu iki filmle başlıyoruz. Yallah! Underground, hangi toprak parçası üzerinde yaşarsak yaşayalım. Yapmayı istediğimiz müziği nerede olursak olalım yapabilirizin en güzel örneği olan yapımda Ortadoğu’dan şair, sanatçı ve müzisyen gençlerin klasikleşmiş sisteme karşı söyleyecekleri sözler üzerinden yola çıkıyor. Sonita, Afganistan’dan Tahran’a gitmiş ve uzun süredir ailesini görmemiş bir kadının yasak olmasına karşın müzik yapmasını hatta rap yapmasını konu alıyor.

UNSPECIFIED - CIRCA 1970: Photo of Janis Joplin Photo by Michael Ochs Archives/Getty Images

UNSPECIFIED – CIRCA 1970: Photo of Janis Joplin Photo by Michael Ochs Archives/Getty Images

Janis: Little Girl Blue, bugüne kadar birçok kişiye sesiyle dokunmuş ikonlaşmış bir şarkıcı Janis Joplin’in kendi sözleriyle yazdığı mektupları, yaşadığı yerde geçen çocukluğu, blues müziği keşfetmesini ardından çeşitli başkaldırılarda bulunmasını ruhumuza seslenerek yapıyor. Cobain: Montage of Heck, ailesinin onayladığı ilk Kurt Cobain belgeseli olma özelliğini taşıyor. Eşi Courtney Love ve kızı Frances Bean’in ile Cobain’in daha önce görülmeyen görüntülerini, doğduğu yerden başlayarak olayları samimi bir dille anlatan güzel bir belgesel.

 

!f-music-2016-52-423-3

Theory of Obscurity: A Film About The Residents (Belirsizlik Teorisi: The Residents Hakkında Bir Film), Don Hardy’nin yönetmenliği ve senaristliğini yaptığı müzik grubu The Residents hakkında ilginç bir belgesel. Grubun bilinmeyen kimliği, gizli performansları ve garip hikayesini grubun menajeri ile yapılan röportajlar, performans görüntüleri ve dinleyicilerin yorumlarıyla beraber seyrediyoruz. Blur: New World Towers, İngiltere’nin kült rock müzik gruplarından Blur’un 2013 yılında Hong Kong’da durup yeni şarkılar bestelemeye başlamasıyla bizleri grubun içindeki kimyasal yapıya konuk ediyor. Diğer filmlerden Fresh Dressed ise hip-hop müziğinin müziğin dışında bir moda akımı olması ve yarattığı değişimin etkilerini sürdürerek Kanye West, Pharrell Williams ve birçok efsanevi sanatçının ağzından anlatıyor. Thru You Princess (Sayende Prenses), internet dünyasının müzikle beraber bizleri daha önce inanamayacağımız biçimlerde birbimize bağlayabilmesinin hikayesini anlatıyor. !f-music-2016-52-420-3

Ayrıca !f Kısalar ve 10 Ocak’ta kaybettiğimiz mükemmel ve farklılığıyla herkesin hayatına dokunan David Bowie köşesini de aklınızın bir kenarına yazın. Görüşmek üzere.