Sorry, this entry is only available in Turkish. For the sake of viewer convenience, the content is shown below in the alternative language. You may click the link to switch the active language.

Alejandro Jodorowsky, 20. yy içinde bolca delilik ve sürrealizm barındıran sanat üreticilerinin en önemlilerinden birisidir. Francois Boucq ile beraber ele aldığı Moon Face isimli çizgi romanı sizler için inceledik.

70’li yıllarda çevirdiği iki film, The Holy Mountain ve El Topo ile insanların ağzının ortasına sağlam bir yumruk çakan Jodorowsky, o zamanların Avrupa’sında deneysel sinemaya bütçe ayırmayı seven yapımcıların desteğini de alarak , uzun ve yorucu bir süreç içeren ama maalesef çekilemeyen, The Dune filminin hikayesi ile de ünlüdür. O çekilemeyen The Dune filminin en önemli özelliklerinde birisi, filmin her planını, storyboard olarak, film başlamadan önce , ünlü çizgi roman üstadı Moebius (Jean Giraud) ile oluşturmasıdır.

Film çekilemese bile, Alejandro Jodorowsky’nin Moebius ile başladığı bu işbirliği, onun çizgiroman dünyasına girmesini sağlamıştır. Moebius ile beraber bir baş yapıt olan Incal’ı yaratmışlardır.

Bu yazıda incelemesini yapmaya çalışacağımız eser ise, Alejandro Jodorowsky’nin Francois Boucq ile beraber oluşturdukları Moon Face isimli eserleri.

Francois Boucq kariyerine 1970’li yılların ortasında başlamış, 80’li yıllarda yaptığı çalışmalarla tanınmaya başlamış fransız bir çizgiroman üstadı. 1991 yılında Alejandro Jodorowsky ile ilk çalışmaları olan Moon Face’e, 80’li yıllardaki bu parlamasından sonra başladı. Moon Face 3 kitap olarak basılıyor. 1. Bölüm 1991 , 2. Bölüm 1997 , 3. Ve son kitap ise 2004 yılında basılıyor. Önce fransızca olarak basılıyor kitaplar. Daha sonra yayın haklarını satın alan Humanoids, İngilizce olarak basıyor kitapları. 2018 yılında ise tek bir cilt olarak yeniden basıyor.

Hikaye bilinmeyen bir ana kıtadan bağımsız olarak hayatını sürdüren , Oscar Lazo isimli bir faşistin yönettiği bir adada geçiyor. Anakara ile tek bağlantıları bir denizaltı. Ada sürekli tabiatın yarattığı devasa deniz dalgaları ile mücadele ederken, faşizm , tarikatlar, yeraltı grupları ile de kaotik bir  yaşam sürdürüyor.

Jodorowsky eserlerini bilen herkesin tahmin edebileceği gibi , akıl almaz bir delilik , kaos içinde, peş peşe olayların olduğu, temposu bir saniye bile kesilmeyen bir delilik nehrinde yüzüyoruz. Mad max’den daha sert bir distopya, Dune’dan daha sert bir politik iklim, pornografik düzeyde bir şiddet içeren, metafizik ve mucizeleride barındıran bir eser Moon Face. Yeni dinlerin , tarikatların peynir ekmek gibi kurulduğu , iktidarların çok seri el değiştirebildiği, anarşinin dibine kadar yer aldığı, kontrolsüz devrimlerin yaşandığı bir çılgınlık seli olarak kitap akıp gidiyor.. Kitap ile ilgili söyleyebileceğimiz tek eleştiri , Jodorowsky’nin bu akıl almaz distopyayı , içindeki karakterleri ve kesintisiz kaosu yaratmaya öyle odaklanmış ki kitabın sonunda bunları bağlamak için çok fazla çaba göstermemiş olmasıdır. Gerçi bir Jodorowsky eserine böyle bir eleştiri getirmek ne kadar doğru çok emin değilim.

70’li ve 80’li yıllar Avrupa çizerlerinin en yeteneklilerinden birisi olan Francois Boucq’un muhteşem işçiliği ile sizi içine alan şahane bir eser Moon Face.